“Ad
Milleti de peygamberleri yalanladı.”
“Kardeşleri
Hûd, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size
gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna
karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak âlemlerin Rabbine aittir.
Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli
kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı
yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri
size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O
vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.”
Ad kavmi de
Allah tarafından kendilerine gönderilen elçilerini, görevlendirilen
peygamberlerini yalanladılar. Kendilerine Rableri tarafından mahza bir rahmet
kapısı olarak gönderilen Hûd (a.s)’ı yalanladılar, Onu kaale almadılar, yok
farz ettiler, değer vermediler. Ya da kendilerine Rabbimiz tarafından pek çok
peygamberler gönderildi de onların hepsini yalanladılar.
Kendilerine
elçi olarak gönderilen Hûd (a.s) onlara dedi ki, sakınmaz mısınız? Muttakiler
olmaz mısınız? Allah için bir hayat yaşamaz mısınız? Allah’ı hesaba katarak bir
dünya yaşamaz mısınız? Allah’ın helâl haram sınırlarına riâyet etmez misiniz?
Yolunuzu Allah’la, Allah’ın diniyle bulmaz mısınız? Evet Hûd (a.s) da aynen bir
önce anlatılan Nuh (a.s) gibi aynı uyarılarla onları Allah için muttaki olmaya,
Allah’ın gösterdiği gibi bir hayat yaşamaya dâvet etti. Ben size Rabbiniz
tarafından gönderilmiş güvenilir bir elçiyim dedi. Rabbiniz sizin hayatınıza
karışmak istiyor, bunun için de beni aranızdan elçi seçmiştir dedi. Ben kendi
kendime gelmiş değilim dedi. Ben sizi aldatan bir hain değilim dedi.
Evet Allah’ın
elçilerinin tamamı güvenilir insanlardı. Onlar ne kendilerini görevlendiren
Rablerine karşı, ne de insanlara karşı, toplumlarına karşı zerre kadar bir
hıyanet içinde olmamışlardır. Düşmanlarına bile ihanet etmemişlerdir.
Düşmanları bile onlara en kıymetli emânetlerini teslim etmişlerdir. Hepsi de
yeryüzünün en güvenilir, en emin insanları olarak hayatlarını sürdürmüşlerdir.
Allah’ın bu
kutlu elçisi de aynen ötekiler gibi toplumunu Allah için takvaya çağırıyordu.
Gelin Allah’ı dinleyin, gelin Allah için takvalı olun, Allah’ın istediği
kulluğun bilincinde olun ve bana da itaat edin, beni örnek kul bilin, takvanın
modelini bende görün, benden öğrenin, beni takip edin, benim gibi bir hayat yaşayın
dedi. Toplumunu Allah’a kulluğa ve bu kulluğun pratik göstergesi olan kendisine
itaate çağırdı.
Ve dedi ki bu
işime karşılık, bu dâvetime ve bu örnekliğime karşılık ben sizden bir ücret de
istemiyorum, çünkü benim ücretim âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Ben Onun
görevlisiyim ve ücretimi sadece Ondan bekliyorum dedi. Öteki elçiler gibi O da
bilgisini, mesaisini paraya çevirmedi. Allah’ın vahyini para kazanma sebebi
yapmadı. Mesajını, dâvâsını sömürü aracı yapmadı. Kul olmaları için, Müslüman
olmaları için insanlara yalvardı, yakardı, ayaklarına gitti, kendini bu yola
adadı ama bunu paraya tahvil etmedi. Hiç kimseden bir şey istemedi. İşte
risâlet yolu, peygamber yolu budur.
İşte bu
Risâletin en güzel örneği insanları yalnız Allah’a kulluğa çağırmak ve
Resullere itaate dâvet etmek ve bu dâvetin karşılığında kimseden bir şey
istememek ve mükâfatı sadece Allah’tan beklemektir. Bunu yaparken de sadece
Allah’ı hesap ederek yeryüzünün zalim güçlerinin hiçbirisinden çekinmemektir.
Yeryüzü zalimlerine alkış tutarak Müslümanlara hakaret etmemektir. Dini sömürü
aracı yapmamaktır. Dini sömürü aracı yapanlara izin vermemektir. Bakın Allah’ın
elçisinin uyarıları devam ediyor:
Bu sefer uyarı
bir başka yöne doğru kaydı. Önce kendisini ortaya koydu. Misyonunu anlattı.
Allah tarafından görevlendirilmiş bir elçi olduğunu, güvenilir bir peygamber
olduğunu ve bu uyarılarından ötürü onlardan bir ücret istemediğini, para pul
peşinde olmadığını anlattıktan sonra şimdi de toplumunu yargılamaya başladı.
Toplumun yanlışlarını dile getirmeye başladı.
Bakın, diyor
ki; yoksa sizler yüksek yerlerde, yüksek tepelerde yüksek yüksek binalar
yaparak bu dünyada ölümsüzlüğü mü arıyorsunuz? Bunlarla kendinizi
ebedîleştirmeye mi çalışıyorsunuz? Yoksa sizler cenneti unuttunuz da, cenneti
gündemlerinizden düşürdünüz de Onu dünyada bulma cinnetine mi kapıldınız?
Dünyayı cennetleştirme kavgası içine mi girdiniz? Yoksa bu yüksek, yüksek
binalarınızla, bu teknolojileriniz, bu anıtlarınız, bu piramitleriniz, bu
kulelerinizle bir ömür tüketip, dünyayı mamur edip âhireti unutmaya mı
çalışıyorsunuz? Kendisinizi ölümsüzleştirmeye mi çalışıyorsunuz? Öldükten sonra
da insanlar üzerindeki hegemonyalarınızı sürdürmeye mi çalışıyorsunuz? Bu
hedefleriniz ne böyle hiç ölmeyecekmiş gibi? Bu koşturmalarınız ne böyle hiç
hesaba çekilmeyecekmişsiniz gibi? Bu ne böyle insanların alın terlerini saray
diye, köşk diye, fabrika diye yerlere gömüyorsunuz? Ne hakkınız var buna?
Yapıtlarınızın önünde insanların secdelere kapanmalarını mı istiyorsunuz?
İnsanları Allah’a secdeden engelleyip kendi gücünüz, kendi teknolojiniz önünde
mi eğmek, ezmek istiyorsunuz? Ne bu, üç günlük dünyaya verdiğiniz metanet?
Dünyaya verdiğiniz önemin onda birini âhirete vermiyorsunuz. Ne kadar
kalacaksınız da bu dünyada?
Yakaladığınız
zaman da cebbarlar (zorbalar) gibi yakalıyorsunuz. Tuttuğunuz zaman, ceza
verdiğiniz zaman da yaman ceza veriyorsunuz. Yakaladıklarınıza çok kötü azap
ediyorsunuz. Sizler ey kavmim diyerek yeryüzünün en güçlü devletine, dünyanın
azgın kavmine uyarıda bulunuyordu Allah’ın elçisi. Evet, Hûd (a.s) böyle
yapayalnız olarak, ama Allah desteğinde bir peygamber olarak dünyanın süper bir
gücünün karşısında bunları söylüyor, Allah için dâvetini sürdürüyordu.
Ey kavmim,
Allah için takvalı olun. Allah karşısında olduğunuzu unutmadan yaşayın. Allah’a
kulluğunuzun şuurunda olun. Allah’a olan sorumluluklarınızın bilincinde olun.
Allah için bir hayat yaşayın. Yaptıklarınızı Allah’a lâyık yapmaya çalışın.
Allah’ın istediği gibi bir takva hayatı yaşayın ve bu konuda da bana itaat
edin. Takvayı, Allah’ın istediği kulluğu, Allah’ın istediği hayatı benden
öğrenin. Bana bakın, ben nasıl bir kulluk yaşıyorsam sizler de öylece yaşayın
diyordu. Allah’ın elçisi tek başına siyasal ve ekonomik güze sahip insanların,
devletin, toplumun karşısında İslâm’ın izzet ve şerefini yaşıyordu.
Onların güç ve
kuvvetleri, devlet ve saltanatları karşısında zerre kadar bir çekinme, zerre
kadar bir korku duymadan dâvetini şöylece sürdürüyordu: Ey kavmim, şu
bildiğiniz şeyleri size veren Rabb’ınızdan sakının. Davarları, oğulları,
bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Şu bedenlerinizi, şu vücutlarınızı,
şu güçlerinizi, kuvvetlerinizi, şu akıllarınızı, şu hayatınızı, şu
saltanatlarınızı, şu imkân ve fırsatlarınızı, şu oğullarınızı, kızlarınızı,
torunlarınızı, bağlarınızı, bahçelerinizi her şeyinizi size O lütfetmiştir.
Doğrusu eğer tüm bu sahip olduğunuz nimetlerin sahibi olan Rabbinize kulluğa
yanaşmazsanız, Onun için bir hayat yaşamazsanız ben sizin hakkınızda büyük
günün azabından korkuyorum dedi.
Evet, büyük
bir günün, size yaklaşmakta olan, kıyâmet gününün azabından sizin adınıza
endişe duyuyorum. Tüm Allah elçilerinin ortak özelliği işte budur. Onların
tamamı toplumlarını kıyâmet gününün, o büyük günün azabıyla uyarmışlardır. Evet
insanlar, toplumlar ya o gün gelmeden evvel Allah’ın emirlerine boyun bükerler,
Allah’ın istediği bir hayata yönelirler yahut da büyük bir günün azabıyla yok
olup giderler. Ve işte böyle bir günün azabından evvel, vukuundan evvel
toplumlar uyarılmalıydı, onların herhangi bir mâzeret hakları kalmamalıydı ki
peygamberler bu uyarıyı yapsınlar. Allah’ın elçileri böyle bir günle onları
uyarsınlar ki o insanların şöyle deme hakları kalmasın: “Ya Rabbi, mademki bu
hayat bâkî değildi, mademki ölüm vardı, madem ki ölüm bir son değil bir hayatın,
bir hesabın başlangıcıydı, madem ki böyle bir helâk yasan vardı, madem ki
bizler Sana inanmadığımız, Senin istediğin bir hayatı yaşamadığımız takdirde
bizi helâk edecektin, öyleyse bizi niye uyarmadın? Bize niye uyarıcılar
göndermedin? Madem böyle bir cehennemin vardı da bizi niye ondan haberdar
etmedin? Mademki böyle bir cennetin vardı da bizi niye onunla
bilgilendirmedin?” Bizim bunlardan haberimiz yoktu diyerek mâzeretlerin
arkasına saklanma imkânları kalmasın. İşte bu uyarı kıyâmete kadar devam edecektir.
Dün bu uyarıyı Allah’ın elçileri yapmıştı, bugün ve yarın da bu kitabın mü’mini
olan insanlar yapmaya devam edeceklerdir. Şu anda bizler de ulaşabildiğimiz tüm
dünya insanlığına aynen kutlu peygamberlerimiz gibi uyarıda bulunacağız.
Gelin kul olun Allah’a. Gelin teslim olun Rabbinize. Gelin şu anda sahip olduğunuz her şeyinizi size lütfeden Rabb’ınızın istediği gibi bir hayat yaşayın. Aksi takdirde iyilerin iyiliklerinin mükâfattı olarak cennete uçacakları, kötülerin de kötülüklerinin cezası olarak cehenneme akacakları büyük bir günün azabı sizi beklemektedir. Sizi büyük bir günün helâki ve azabıyla uyarıyoruz demek zorundayız ki şu insanların yarın Allah huzurunda ileri sürebilecekleri bir mâzeretleri olmasın. Bizim bütün bunlardan haberimiz yoktu diyemesinler.
Gelin kul olun Allah’a. Gelin teslim olun Rabbinize. Gelin şu anda sahip olduğunuz her şeyinizi size lütfeden Rabb’ınızın istediği gibi bir hayat yaşayın. Aksi takdirde iyilerin iyiliklerinin mükâfattı olarak cennete uçacakları, kötülerin de kötülüklerinin cezası olarak cehenneme akacakları büyük bir günün azabı sizi beklemektedir. Sizi büyük bir günün helâki ve azabıyla uyarıyoruz demek zorundayız ki şu insanların yarın Allah huzurunda ileri sürebilecekleri bir mâzeretleri olmasın. Bizim bütün bunlardan haberimiz yoktu diyemesinler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.