24 Kasım 2017 Cuma
23 Kasım 2017 Perşembe
ADİL SİSTEMLERDE HAK SAHİBİ DAİMA GÜÇLÜDÜR!
105. Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar
arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!
106. Ve Allah'tan mağfiret iste, çünkü Allah, çok
yarlığayıcı, ziyadesiyle esirgeyicidir.
16 Kasım 2017 Perşembe
YARIN İÇİN KİME YA DA NEYE GÜVENİYORSUN?
Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla
dolu, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit
meyveden (bir miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma
muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık
gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir
kasırga isabet ederek yakıp kül etsin! (Elbette bunu
kimse arzu etmez.) İşte düşünüp anlayasınız
diye Allah size âyetleri açıklar.
Bakara Suresi 266. ayet
15 Kasım 2017 Çarşamba
HERKESİN BİR KIBLESİ VARDIR
Bakara Suresi'nin 148. ayet-i kerimesinde yüce Rabbimiz buyuruyor:
"Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!)
Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede
olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir.
Şüphesiz Allah her şeye kadirdir."
3 Kasım 2017 Cuma
ALLAH'TAN BAŞKA TAPTIKLARINIZ
Bismillâhirrahmânirrahîm
Kendileri
yaratıldığı halde hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları (Allah'a) ortak mı
koşuyorlar?
Halbuki
(putlar) ne onlara bir yardım edebilirler ne de kendilerine bir yardımları
olur.
Onları doğru
yola çağırırsanız size uymazlar; onları çağırsanız da, sukût etseniz de sizin
için birdir.
(Ey
kâfirler!) Allah'ı bırakıp da taptıklarınız sizler gibi kullardır. (Onların
tanrılığı hakkında iddianızda) doğru iseniz, onları çağırın da size cevap
versinler!
Onların
yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var veya görecekleri
gözleri mi var yahut işitecekleri kulakları mı var (neleri var)? De ki:
«Ortaklarınızı çağırın, sonra bana (istediğiniz) tuzağı kurun ve bana göz bile
açtırmayın!»
Şüphesiz ki,
benim koruyanım Kitab'ı indiren Allah'tır. Ve O bütün salih kullarını görüp
gözetir.
Allah'ın
dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım
edebilirler.
Onları doğru
yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar
görmezler.
(Rasûlüm!)
Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.
Eğer
şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir,
bilendir.
A’raf Suresi
191-200. ayetler.
6 Temmuz 2017 Perşembe
Mü'minun Suresi'nde İnsanın Sonu
Mü'minun Suresi'nde İnsanın Sonu
90) Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise hakikaten yalancılardır.
91) Allah evlât edinmemiştir; O'nunla beraber
hiçbir ilah da yoktur. Aksi takdirde her ilah
kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri
diğerine galebe çalardı. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.
92) Allah, gaybı
da şehâdeti de bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok
yüce ve münezzehtir.
93) De ki:
"Rabbim! Eğer onlara
yöneltilen tehdidi mutlaka
bana göstereceksen.
94) Bu durumda
beni zalimler topluluğunun
içinde bulundurma, Rabbim!"
95) Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana
göstermeye elbette ki kadiriz.
96) Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
97) Ve de ki:
Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
98) Onların yanımda
bulunmalarından da sana sığınırım,
Rabbim!
99) Nihayet
onlardan birine ölüm gelip çattığında: "Rabbim! der, beni geri gönder;"
100) "Ta ki boşa geçirdiğim
dünyada iyi iş yapayım." Hayır!
Onun söylediği bu
söz (boş) laftan
ibarettir. Onların gerisinde
ise, yeniden dirilecekleri güne kadar bir
berzah vardır.
101) Sûr’a üflendiği
zaman artık aralarında akrabalık
bağları kalmamıştır;
birbirlerini de arayıp sormazlar.
102) Artık
kimlerin (sevap) tartıları ağır
basarsa, iste asıl bunlar
kurtuluşa
erenlerdir.
103) Kimlerin de
tartıları hafif gelirse, artık bunlar da
kendilerine yazık etmişlerdir; ebedî
cehennemdedirler.
104) Ateş
yüzlerini yakar; orada suratları
çirkin ve gülünç bir halde bulunurlar.
105) Size âyetlerim okunurdu da, siz
onları yalanlardınız değil mi?
106) Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız
bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.
107) Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer
bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.
108) Buyurur ki: Alçaldıkça alçalın
orada! Bana karşı konuşmayın artık!
109) Zira kullarımdan bir zümre:
Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi affet; bize acı! Sen, merhametlilerin
en iyisisin, demişlerdi.
110) İşte siz onları alaya aldınız; sonunda
onlar (ile alay etmeniz) size beni yâd etmeyi unutturdu, siz onlara gülüyordunuz.
111) Bugün ben onlara,
sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muratlarına erenlerdir.
112) "Yeryüzünde kaç yıl
kaldınız?" diye sorar.
113) "Bir gün veya günün bir kısmı kadar
kaldık. İşte sayanlara sor" derler.
114) Buyurur: Sadece az bir süre
kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!
115) Sizi sadece boş yere yarattığımızı
ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
116) Mutlak hakim ve hak olan Allah,
çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur, O, yüce Arş’ın sahibidir.
117) Her kim Allah ile birlikte diğer
bir ilaha taparsa -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı
ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kâfirler iflah olmaz.
118) (Resûlüm!) De ki: Bağışla ve
merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.
4 Temmuz 2017 Salı
Şuayb aleyhisselam şahsında peygamberlerin bazı seçkin özellikleri
HUD SURESİ'NDEN KISA BİR DERS DAHA: Şuayb aleyhisselam
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
87. Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!
88. Dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.
Bu âyette bir peygamberin en önemli vasıflarının sıralandığını görüyoruz: Her şeyden önce peygamberler Allah tarafından kendisine veya kendisinden önceki bir peygambere gönderilmiş bir delile yani vahye dayanırlar. İkincisi peygamberler, ümmetlerine tebliğ ettikleri şeyleri her şeyden önce kendi nefislerinde yaşarlar; sözleri ile özleri, kalpleri ile amelleri birbirine uyar; ümmetlerine tebliğ ettiklerine muhalif davranmazlar. Üçüncüsü, peygamberler birer ıslahatçıdır; onların görevi, yapmak, düzeltmektir; iyiliğin hakim olması, insanların doğruya ve iyiye yönelmesi için elinden geldiğince çaba göstermektir. Dördüncüsü, peygamberler, sadece Allah’a güvenir ve dayanırlar; başarının, yalnız Allah’tan geldiği hususunda hiçbir şüpheleri olmaz; bu sebeple de Allah’tan başka hiçbir kuvvete ve desteğe sahip olmasalar bile, yine de ümitsizliğe düşmezler.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
87. Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!
88. Dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.
Bu âyette bir peygamberin en önemli vasıflarının sıralandığını görüyoruz: Her şeyden önce peygamberler Allah tarafından kendisine veya kendisinden önceki bir peygambere gönderilmiş bir delile yani vahye dayanırlar. İkincisi peygamberler, ümmetlerine tebliğ ettikleri şeyleri her şeyden önce kendi nefislerinde yaşarlar; sözleri ile özleri, kalpleri ile amelleri birbirine uyar; ümmetlerine tebliğ ettiklerine muhalif davranmazlar. Üçüncüsü, peygamberler birer ıslahatçıdır; onların görevi, yapmak, düzeltmektir; iyiliğin hakim olması, insanların doğruya ve iyiye yönelmesi için elinden geldiğince çaba göstermektir. Dördüncüsü, peygamberler, sadece Allah’a güvenir ve dayanırlar; başarının, yalnız Allah’tan geldiği hususunda hiçbir şüpheleri olmaz; bu sebeple de Allah’tan başka hiçbir kuvvete ve desteğe sahip olmasalar bile, yine de ümitsizliğe düşmezler.
Hz. Nuh’un oğlu
HUD SURESİ'NDEN KISA BİR DERS: Hz. Nuh’un oğlu
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
41. (Nuh) dedi ki: «Gemiye binin! Onun yüzüp
gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan,
pek esirgeyendir.»
42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları
götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de)
bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.
Hz. Nuh’un oğlu babasına iman etmemişti. Nitekim
babası inananları gemiye bindirirken o ayrılarak bir kenara çekilmişti. Diğer
oğulları Hâm, Sâm ve Yâfes babalarına inanmış ve onunla beraber gemiye
binmişlerdi.
43. Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım,
dedi. (Nuh): «Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi
Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur» dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o
da boğulanlardan oldu.
Bu âyete şöyle de mana verilmiştir: «Bugün, Allah’ın
esirgediklerinden başkasını O’nun vereceği emirden koruyacak kimse yoktur.»
44. (Nihayet) «Ey yer suyunu yut! Ve ey gök
(suyunu) tut!» denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî
(dağının) üzerine yerleşti. Ve: «O zalimler topluluğunun canı cehenneme!»
denildi.
45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: «Ey Rabbim! Şüphesiz
oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.»
Hz. Nuh bunu derken Allah’ın, ailesini boğulmaktan
kurtaracağına dair vaadine işaret ediyordu.
46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden
değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan
bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.
Bu âyetten anlaşılıyor ki, insanlar arasındaki
yakınlığın asıl sebebi din birliğidir. Allah’ın dinine inanmış ve
peygamberlerini tasdik etmiş kimseler birbirlerinin manevi akrabası, yakını ve
dostlarıdır. Bunların aralarında manevi bir birlik vardır. Müminlerle kâfirler
ırk bakımından birbirlerinin akrabası olsalar bile, bu akrabalığın Allah
katında hiçbir değeri yoktur. Nitekim Hz. Nuh’un oğlu babasına inanmadığı için,
Allah Teâlâ onu Nuh peygamber’in ailesinden saymamıştır. Halbuki Hz. Peygamber,
aralarında hiçbir neseb bağı bulunmayan Selman’ı kendi ailesinden saymıştır.
Buna karşılık, özellikle Bedir harbinde birçok sahâbî, en yakınları olan
babalarına ya da oğullarına karşı savaşmışlardır.
47. Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim
olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen,
ben ziyana uğrayanlardan olurum!
48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan
ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini
(dünyada) faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici
bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.
1 Haziran 2017 Perşembe
GÜZEL SABIR
Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla
“Üzerine başka bir kan
bulaşmış olarak Yusuf'un gömleğini de getirmişlerdi. Babaları: “Sizi nefsiniz
bir iş yapmaya sürükledi; artık bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza
ancak Allah'tan yardım istenir” dedi.” Yusuf 18
Yusuf’un gömleğini yalancı bir
kanla getirdiler. Yalandan kan sürülmüş bir şekilde onun gömleğini getirdiler.
Bir başka kanla sürülmüş Yusuf’un gömleğini parçalanmamış bir vaziyette
getirdiler. Yusuf’u kurt yemişti ama gömleği parçalanmamıştı. Yusuf’unun gömleği
baba Yakub’un önünde duruyor. Dedi ki Yakub (a.s), bilâkis nefsiniz size bunu böyle gösterdi.
Nefsiniz sizi yanıltıp böyle bir şeye sürüklemiş. Bundan sonra bana düşen iş ise
sabrı cemildir, güzel bir sabırdır. Sizin bu düzdüklerinize, bu uydurduklarınıza
karşı Allah benim yardımcımdır. Ben Ona sığınıyor, Ona dayanıyor ve işimi Ona
havale ediyorum. O bu konuda en güzelini ortaya koyacaktır. Başka ben ne
yapabilirim dedi. Kadere teslim olmanın dışında elimden bir şey gelmez dedi.
Allah’ın kendisi ve oğlu hakkında belirlediği kadere razı olup teslimiyet ortaya
koyarak kendini, işini Ona bağımlı kıldı, Ona havale etti. Sabır budur zaten.
Allah’ın imtihan sorularına teslimiyet.
Resul-i Ekrem efendimizin bir
hadislerinde beyanıyla sadme-i ûlâda,
ilk sadmede kişinin sabretmesi sabr-u cemildir. Evin
yandı haberi, baban öldü haberi, oğlun öldü haberi kişiye ilk verildiğinde,
haberin ilk sadmesiyle karşı karşıya kaldığı anda kişinin sabretmesi sabr-u cemildir. Değilse bir ay geçtikten sonra ona sabret demenin anlamı kalmayacaktır.
İşte Allah’ın elçisi Yakub (a.s) bu haber kendisine
ilk verildiği anda yıkılmadı, dengesini kaybetmedi güzel bir sabırla
sabretti.
“Yakub: “Sizi nefsiniz bir iş yapmağa sürükledi, artık bana
güzelce sabır gerekir; belki Allah hepsini birden bana getirecektir, çünkü O
bilendir, Hakîmdir" dedi.” Yusuf 83
Sizi nefsiniz bir iş yapmaya
sürükledi, artık bana güzel bir sabır gerekir. Yıllar önce Yusuf’u kaybettiği
zaman da aynı sözü söylemişti, şimdi Bünyamin’i
kaybedince de aynı şeyi söylüyordu. Bilâkis nefisleriniz bu işi size süslü
gösterdi. Aynen Yusuf’a yaptığınız gibi, bu defa da benim küçük yavrumu elimden
aldınız. Bana düşen iş güzel bir sabırdır. Ben Rabbimden ümidimi kesmiyorum.
Umulur ki Allah onların hepsini birden bana getirir. Rabbimiz emriyle hepsine
birden kavuşurum. Muhakkak ki O Allah Alîmdir, Hakîmdir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)