14 Şubat 2015 Cumartesi

ALLAH’I BİLMEK, TANIMAK, İNANMAK VE SEVMEK

Şüphesiz ki, bilgilerin en güzeli ve en faziletlisi, Allah’ı tanımaktır. Allah’ı hakkıyla tanıyanlar, dosdoğru yola, hidayete ermiş ve O’na hakkıyla ibadet etmişlerdir. O’nu gereği gibi tanımayanlar ise, dalalete düşmüş ve karanlıklar içinde kalmışlardır. Günümüz insanının en büyük sorunu da, Allah’a imandan çok Allah’ı hakkıyla tanıyamamaktır. “Ben insanları ve cinleri yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım.” Ayetindeki “li ya’budun” kelimesini bazı sahabeler, “li ya’rifun” (beni tanısınlar) şeklinde anlamışlardır. Biz Allah’ı hakkıyla tanımanın yolunun, Kur’an’ı ve hadisleri tanımakla gerçekleşeceğini düşünmekteyiz. Kur’an’ı hakkıyla anlayan insanlar Allah’ı tam ve eksiksiz tanırlar. Allah’ı en iyi tanıyan insan, şüphesiz ki O’nun rasulü Muhammed (a.s) idi. Rasulullah (s.a.v)’ın hadislerini anlamak da Allah’ı tanımaya yardımcı olacaktır. Kur’an’da ve hadislerde geçen Allah’ın güzel isimleri, bize Rabbimizi tanıtmaktadır.


İnsanın Allah bilgisi (marifet) arttıkça imanı da artar. Uzaktan, gafletle, bulanık ve önyargılı bakan kimse Allah'ı gereği gibi kavrayamaz, gereken alakayı gösteremez, bilip tanıyamaz ve tanımayınca da gereği gibi takdir edemez. Kervandakiler Hz. Yusuf’u tanımadıkları için onu oldukça düşük bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Satanlar da satın alanlar da onun değerini bilmiyorlardı. Kur'an ile muhatap olmak insanlardaki gaflet, cehalet perdesini yırtar, akıl ve ruhu harekete geçirir. Kulaklardaki ağırlıkları atar, gözlerin önündeki perdeleri kaldırır. Her insana kabiliyeti ve gayreti ölçüsünde Allah'ı tanıtır ve imanın artmasını sağlar. Bu gerçeği Allah kitabında şöyle ifade eder: “… O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Rasulüne itaat edin. Müminler (inananlar) ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” Müminin kalbi, Kur'an ayetlerinde, imanını artırıp güçlendirecek, onu tam bir rahatlığa ve huzura kavuşturacak şeyler bulur. Kur'an, kendisini hakkıyla okuyan insanın kalbiyle aracısız olarak, iletişim kurar ve konuşmaya başlar. Bu karşılıklı konuşma imanı engelleyen küfür perdesini ortadan kaldırır. Böylece inanan insan Kur'an'ın tadına varır, onu gereği gibi anlamaya başlar.
Kur'an'ın devamlı tekrarlanan vurgularından dolayı imanımız itmi'nan derecesine (kesin bir inanca) ulaştıracak bir artma ve güç hisseder. Buradaki artış; iman esaslarında değil imanın derecesinde ve yaptırım gücünde ortaya çıkar. İnsan, Kur'an'ın ayetlerini her tasdik edişinde ve onlara her boyun eğişinde imanının arttığını hisseder. Şüphe yok ki arzu, düşünce, görüş, teori, alışkanlık, menfaat, zevk, rahat, his ve arkadaşlarına aykırı olsa bile, insan her ne zaman yüce Allah'ın kitabına ve Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine boyun eğip teslim olursa imanı artar ve güçlenir. İmanın gücü ve derecesi Allah'ın emirlerine ve Rasul (s.a.v.)'ün talimatlarına göre kendisini değiştirmek ve onları kendine rehber edinmekle ortaya çıkar. Bunun aksine eğer bir mümin bütün bunları kabulde tereddüt ve gevşeklik gösterirse imanı azalmaya ve zayıflamaya başlar. Marifetten (bilgi sahibi olduktan) sonra Allah'a iman gerçekleşmezse sevgi ve itaat hâsıl olmaz. Yahudi ve Hıristiyanlar Kur'an'ı ve Hz. Muhammed'i çocuklarını tanır gibi tanırlardı. Fakat bu tanıma onları imana götürmedi: "Daha önce kendilerine vahiy verdiklerimiz O’nu kendi çocuklarını tanır gibi tanırlar. Ancak bilin ki, onların bazısı hakikati bile bile örtbas ederler."
Allah bilgisi (marifet) muhabbeti (sevgiyi) doğurur. Allah'ı tanıyan O'nu daha çok sever. İnsan, Allah'ın gücünü, fiillerini, otoritesini, isim ve sıfatlarını tanıdıkça O'na olan sevgi ve saygısı artar. İnsan Allah'ı marifeti oranında sever, fazla bilen fazla sever. Ma'bud en çok sevilendir. Allah vedûd'dur, hem çok sever hem de çok sevilir. "İnsanlardan kimileri, Allah'tan başka ortaklar edinirler ve Allah'ı sever gibi onları severler. İnananlar ise en çok Allah'ı severler."
Mü'minin (inanan kimsenin) Rabbi hakkındaki bilgisi ve O'nun büyüklüğünü idraki (farkında oluşu) onu bütün benliğiyle Allah'a bağlanmaya yöneltir. Artık Allah bilgisinden sonra hiçbir güç ne kadar büyük olursa olsun mü'minin yanında hiçbir yer işgal edemez, herhangi bir değer ifade etmez. Onun ruhu artık Allah'la beraberdir, Allah'tan başkası ile dostluğu ve muhabbeti yoktur. Allah'tan başkasına asla itaat etmez. Çünkü tevhidin anlamı her şeyde ihlas ile bir tek Allah'a teslimiyettir. Allah sevgisinin nihai anlamı da budur.
Hiç şüphesiz Allah sevgisi, kuru laflarla yapılan bir iddia olmadığı gibi, sadece gönlün aşkla dolması da değildir. Bunların yanında mutlaka Allah'ın elçisine uymak, O’nun getirdiği hidayet üzere yürümek ve tebliğ ettiği nizamını da hayata uygulamak gerekir. "De ki: Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir." İman bir takım süsleme ve bezeme laflardan ibaret değildir. İman ne ağızlarda gevelenen laflar, ne coşan hisler ve ne de yapılan birtakım ruhsuz davranışlardır. Aksine iman, Allah'a ve Rasulüne itaat ve Hz. Muhammed'in bize tebliğ ettiği ilahi nizama göre davranmaktır. Bu ayet hakkında İmam İbn Kesir Şöyle der: "Bu ayet, Hz. Muhammed'in gösterdiği yol üzerinde yürümediği halde, Allah'ı sevdiğini öne süren herkesin aleyhine hükmeder. Allah’a inandığını ve sevdiğini söyleyen bir kimse, bütün söz ve davranışlarında Allah Rasulü Hz. Muhammed'e verilen İslam dinine uymadıkça gerçekten yalancıdır."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.