“Her insan ölümü tadacaktır.
Kıyâmet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp
cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten sadece aldatıcı
bir geçinmeden ibarettir.” Al-i İmran Suresi 185. Ayet
Her nefis ölümü tadacaktır. Mü’minler
de ölecek, kâfirler de. Allah’a, Allah’ın elçilerine, Allah’ın kitaplarına iman
edip bu imânâ bağlı bir hayat yaşayanlar da ölecek, iman etmeyip kendi
kendilerine bir hayat yaşayanlar da ölecektir. Bu, Allah’ın yeryüzünde koyduğu
değişmez bir yasasıdır. Nuh (a.s) da öldü, ona inanmayan, onunla kavgalarını
sürdüren toplumu da öldü. Dünyayı cennetleştirip ebedî yaşayacaklarına inanan,
ölümü akıllarının ucundan bile geçirmeyen Âd kavmi de öldü onlara elçi olarak
gönderilen Hûd (a.s) da öldü. Semûd toplumu da öldü, Sâlih (a.s) da, İbrâhim
(a.s) da gitti toplumu da, Süleyman (a.s) da gitti, Muhammed (a.s) da gitti.
Mülk ve saltanat sahipleri de gitti, hiçbir şeyleri olmayan garibanlar da
gitti. Mekke’de Allah’ın sevgili elçisine ve ona iman eden müslümanlara hayat
hakkı tanımayanlar da gitti, müslümanlar da gitti. Yaratılmış olan hiçbir varlığının
bu dünyada ölümsüzlük hakkı yoktur. Herkes ölümlüdür. Sadece bâkî olan
Allah’tır.
Ölümü hayatın içinde kabul etmek
zorundayız. Ölümü sürekli hayatımızda canlı tutmak ve her an ölüp Rabbimizin
hesabıyla karşı karşıya geleceğimiz şuuruyla bir hayat yaşamak zorundayız. Ama
ne yazık ki genelde kâfirler bunu hiç hesap edemezlerken, müslümanlar da
çevrelerinde birisi öldüğü zaman, bir ölüm hadîsesiyle karşılaştıkları zaman bu
âyeti hatırlarlar. Bu âyetin hak olduğunu, ölümün, ölüm sonrası tekrar
dirilişin, Haşr’in, Mahşerin, hesap kitabın, sorgulamanın, cennetin ve
cehennemin hak olduğunu, gerçek olduğunu sadece kabirde bir cenazenin defni
esnasında hatırlarlar ve ilân ederler. Mezarın başında söylerler bunu. Ey ölü
kişi, ey cenaze, de ki Rabbimiz hak, kitabı hak, peygamberi hak, ölüm hak,
diriliş hak, sırat hak, hesap hak, cennet hak, cehennem haktır. Haydi, sen
şimdi bütün bunların hak olduğunu söyle bakalım.
Müslümanlar bu hakları sadece mezarın
başında hatırlarlar ve hatırlatırlar. Bunların hak olduğunu ölmüş kişiye
hatırlatırlar ama hayattakilere pek hatırlatmayı düşünmezler. Halbuki zaten o
zavallı ölmüş, zaten gitmiş bu dünyadan. Orada ölümün hak olduğunu, Haşr’in,
neşrin, hesabın kitabın, cennetin cehennemin hak olduğunu hatırlatmanın ne
anlamı olacak da? Ölülere, mezardakilere, işi bitmişlere hatırlatıyor insanlar
bunları da dirilere anlatmıyorlar, hatırlatmıyorlar.
Aman bu validir, aman bu emniyet
amiridir, aman bu askerdir, polistir, aman bu müdürdür, amirdir bir zararı
dokunur diye korktukları için bu hakları huzurlarında gündeme getirmekten ve bu
haklara riâyet ederek bir hayat yaşamasını onlara duyurmaktan korkan, sağlıklarında
onların yanlarına yaklaşmaktan korkan müslümanlar, onları zulüm içinde bir
hayata terk eden hoca efendiler bir gün o kimselerin cenaze törenlerine
çağrılırlar ve orada bunları o kişilere duyurmaya çalışırlar. Artık ölüp de
zarar veremeyecek bir duruma gelince ona yaklaşıp bunları söyleyebiliyorlar. Adam
ölmüştür yahu. Artık ne o ölmüş kişinin onlara selâm vermesi ne de o talkında
bulunan kişinin ona bir şeyler anlatması mümkün değildir.
Dünyadayken diyecektin bunu ona da,
adam dünyadayken bunların hak olduğunu bilerek yaşayacaktı. Dünyadayken Rabbin
Allah olduğunu bilerek yaşayacaktı bu adam. Dünyadayken kıblenin Washington
olmadığını, Avrupa olmadığını Allah’ın Kâbesi olduğunu söyleyecektin ki adam
ona göre bir hayat yaşayacaktı. Geçmiş olsun. Adam yapacağını yapmış, hayatını,
amellerini tamamlamış, defteri kapanmış sen şimdi anlatıyorsun ona bunu.
Halbuki böyle değil de hoca
efendiler şerrinden korktukları, zulmünden ürktükleri bu adamların dünyadayken
evlerine gidecekler, dairelerine, makamlarına gidecekler ve uyaracaklardı. Ey
zavallı! Ey kendisinin bir şey olduğunu zanneden zavallı insan! Yarın öldüğün
zaman beni çağırıp talkın vermemi isteyeceksin. Ama ben sana şu gerçeği
bugünden telkin edeyim ki yarın benim sana kabrinin başında vereceğim
telkinimin hiçbir faydası olmayacak. Sen şu anda müslümanca bir hayatın sahibi
olmazsan, müslümanca amellerin sahibi olmazsan dünyanın tüm hocalarını
çağırsalar bile hiçbir değer ifade etmeyecek. Gel kendini aldatma da Allah’ın
istediği şekilde müslüman ol. Dinle bak sana şimdi söylüyorum ki Allah haktır,
Allah Rabtir, Allah tek İlâhtır, sadece onu Rab bilip, sadece onu İlâh bilip
boynundaki kulluk ipinin ucunu sadece onun eline vermeli ve sadece onu razı
etmeli, sadece onun çektiği yere gitmelisin. Sadece Kulluğunu ona yapmalısın.
Onun elçisi Hz. Muhammed (a.s) da hak elçidir, hak örnektir. Sadece onu örnek
alacak, sadece ona uyacak, onu örnek bilecek ve onun gibi bir hayat yaşayacaksın.
Allah’ın sana, bana ve tüm
insanlığa gönderdiği bu Kur’an haktır. Hayatını bu kitabına göre düzenleyecek,
amellerini bu kitaba dayandırarak yaşayacaksın. Bu kitabın onaylamadığı ameller
boştur. Bu kitaptan başka hayatta uygulanacak kitap yoktur. Sırat haktır, ölüm
haktır, kabir haktır, cennet haktır, cehennem haktır, hesap kitap haktır. Bütün
dünya bir gün ölecek ve sen de öleceksin. Bütün insanlar yaşadıkları hayattan
hesaba çekilecek, sen de çekileceksin. Gel fırsat eldeyken aklını başına al da
yarın kötü bir duruma düşme diye uyarmalıyız insanları. Öleceksiniz, hesaba
çekilecek ve kıyâmet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten
uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten
sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir bunu hiçbir zaman hatırınızdan çıkarmayın
diyeceğiz.
Orada, kabrin başında bunlar hak ama
hayatta hak olan başka şeylerin varlığına inanırlar insanlar. Dolar hak, mark
hak, ev hak, araba hak, arsa hak, senet hak, çek hak, kazanmak hak, hak, hak,
hak.
“Andolsun ki mallarınız ve
canlarınızla sınanacaksınız; hiç şüphesiz, sizden önce Kitab verilenlerden ve
Allah'a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a
karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinde sebat edilecek işlerdendir.” Al-i İmran Suresi 186. Ayet
Andolsun ki mallarınız ve
nefislerinizle, canlarınızla imtihana tabi tutulacaksınız. Mallarınız ve
canlarınız bu dünyada imtihan konusudur. Bir gün bu dünyada bir mala ulaşırız,
unutmayalım ki bu bir imtihan konusudur. Bir gün malımızı kaybederiz bu da bir
imtihandır. Bir gün oğlumuz kızımız dünyaya gelir bu bir imtihandır, bir gün
gelir oğlumuzu kızımızı kaybederiz bu da bir imtihandır. Bir gün evlenir bir
kadına sahip oluruz bir imtihandır, bir gün gelir canciğer hayat arkadaşımızı
kaybederiz bu da bir imtihandır. Bir gün babamızı, anamızı kaybederiz bu da
imtihandır. Bunlar Allah’ın yeryüzünde koyduğu imtihan yasalarıdır ve bu
imtihanlardan kaçıp kurtulmamız asla mümkün olmayacaktır bu dünyada. Sadece
Rabbimiz şöyle dua etmeliyiz: Allah’ım, bizi bu dünyada dayanamayacağımız
imtihanlarla imtihan etme.
Gelmişsek bu dünyaya mutlaka
imtihan edileceğiz. Varlıkla, yoklukla, sevinçle, kederle, ölümle, hayatla
imtihan edileceğiz. Doğan her bir güneş, başlayan her bir sabah, ele geçen her
bir fırsat, kaybedilen her bir imkân, batan her bir gün bizim için bir
imtihanın habercisidir. İmtihansız bir saniye bile düşünmemiz mümkün değildir
bu dünyada. Bir gün her şey bizim olabilir yine imtihandır, bir gün her şeyimizi
kaybedebiliriz yine imtihandır.
Bir de sizler sizden önceki kitap
ehlinden, Yahudilerden, Hristiyanlardan ve müşriklerden çokça eziyetler
göreceksiniz. Onlar sizi üzecekler, size eziyetler verecekler, sıkıntıya
sokacaklar sizi. Eğer onlardan gelebilecek bu eziyetlere, bu sıkıntılara
sabreder, dayanır, direnir ve her şeye rağmen müslümanca kalabilmeyi,
müslümanca ölebilmeyi becerebilirseniz, muttaki davranabilir, hayatınızı Allah
için yaşamayı, Allah’ın istediklerinden şaşmamayı becerebilirseniz gerçekten bu
zordur, gerçekten bu azme değer bir iştir ve işte o zaman kazanmış olacaksınız.
Ehl-i Kitap ve kâfirlerin her
cinsinden gelebilecek tahriklere kapılmadan, müslümanlığınızın kazandırdığı
ahlâkınızı, şahsiyetinizi bozmadan, onların terbiyesizliklerine, suçlamalarına,
sataşmalarına, küfürlerine rağmen, en kötü şartlar altında bile haktan,
adâletten, müslümana yakışır vakardan vazgeçip onlar seviyesine düşmeden
Allah’ın koruması altına girerek korunursanız kazanan sizler olacaksınız. Çünkü
kötülere, kötülük yapanlara karşı iyilik gerçekten zor bir şeydir ama mutlak
sûrette sahibini başarılı kılacaktır. Kötüler karşısında sabreden, onlara
karşılık vermeyen, onların kötülüklerini örten, örtbas eden, bağışlayan bir
müslüman gerçekten azmedilmesi gereken, azmedilmeye değen, övülmeye değen bir
iş yapmıştır diyor Rabbimiz.
Yâni kendisine kötülük yapan
kimseleri, affederek, onların cinsliklerine sabrederek onları İslâm ahlâkıyla
etkileyerek ıslah etmek, onları müslümanlaştırmak maksadıyla büyüklük
göstererek affetmek gerçekten çok büyük azim, çok büyük karar ve müsamaha sahibi
kimselerin yapabileceği bir şeydir diyor Allah. Ecdadımızın tarihi bununla
doludur. Müslümanların sabırlarını, müsamahalarını gören nice muannit kâfirler
İslâm’la şereflenme imkânı bulmuşlardır.
Kötülük yapanlara karşı iyilik yapmak,
İslâm’a kazanma adına onları affetmek bu gerçekten zordur. Kötülüğe karşı
iyilik yapmak her kişinin karı değildir. Bu ancak sabreden erlerin karıdır. Bu
ancak sabır erlerine bir vergidir. Yâni kendi nefsinden çok davasını düşünen,
insanların Allah davasına gönül vermelerini şahsından ön planda tutan,
davasının gönüllerde ma’kes bulması ve muzaffer olması uğruna her şeyini fedâ
edecek kadar sabreden kişiler ancak bu duruma ulaşabilir. Böylece onun mesajı
gönüllere nüfuz eder. Onun bu ihsanı karşısında en zalim insanlar, en katı
kalpliler bile eriyerek sonunda ona ve dinine düşmanlık besleyen insanların ona
ve dinine sıcak bir dost olduğu görülecektir. Dün onu ve dinini yok etmek
isteyen zalimlerin yarın onun davasına gönül verdiğini göreceksiniz.
Meselâ böyle gözü dönmüş, gemi
azıya almış, size kötülük yapmak isteyen birine karşı o anda söylenecek güzel
bir söz, tatlı bir tebessüm, sakin bir konuşmanın o anda birden bire ortamı
değiştiriverdiği, kötülük yapmak isteyenin bile utanarak bu kötülükten vazgeçtiği
çok görülmüştür. Öyleyse daha büyük kötülüklere fırsat vermemek, daha büyük
felâketleri tevlid etmemek ve insanlara İslâm ahlâkını gösterip onların da
müslümanlaşmalarını sağlamak için kötülük karşısında kötülüğü değil, kötülük
karşısında iyiliği tercih etmeliyiz. Zor da olsa buna kendimizi alıştırmalıyız
Allah yardımcımız olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.