19 Mart 2015 Perşembe

HAK DİN İSLAMDIR


Din bir ihtiyaçtır. Dinsiz bir fert, dinsiz bir toplumun insanca yaşaması, asla mümkün değildir.
Allah Teâlâ insanı yaratmış, onu mükellef (yükümlü) kılmış ve öncelikle Yaratan’ını tanımasını, O’nun varlığına ve birliğine iman etmesini istemiştir. İlahi dinler bu tevhid akidesine istinat eder (Allah’ın biriliği inancına dayanır). İnsanın yaratılış sebebi de, Allah Teâlâ’yı tanıyıp O’na kulluk etmek, ibadet etmektir. Bu hususta Allah Teâlâ: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat/56) buyurmaktadır.
Bu tevhid inancına sahip olmayan fert ve toplumlar, behimi (hayvanlar derecesinde düşük) bir hayata mahkumdurlar. Sadece nefislerini, çıkarlarını düşünür; toplumun, insanlığın yararına samimi hizmetlerde bulunmazlar, bulunamazlar. Yaptıkları göstermelik hizmetlerin arka planında yine kendi çıkarları, nefsanî arzu ve isteklerinin tatmini yatmaktadır.


Hz. Adem aleyhisselamdan, ahir zaman nebisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettiği hak dinlerin gayesi; kişinin, aklını, kalbini ve amellerini ıslah ederek, hem dünya, hem de ukba (ahiret) saadetini sağlamaktır. Çünkü ferdin huzur ve saadeti toplumun huzur ve saadeti demektir. Tek tek kişilerin ıslah olması, toplumun ıslah olması demektir. Kişilerin düşünce, fikir ve iman merkezi olan akıl ve kalpleri ıslah olmadan diğer azalarından sadır olacak amellerin salih olması düşünülemez. İyi işlerin çıkması beklenemez. Onun için kişilerin, öncelikle düşüncelerini ve düşüncelerin merkezi olan akıl ve kalblerini İslamlaştırmaları gerekmektedir.
Bu sebepten dolayı bütün hak dinler, insanın aklına ve kalbine hitap etmiş ve öncelikle bu merkezlerin ıslahına önem vermiştir. Allah Teâlâ Asr suresinde şöyle buyurmaktadır: “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır (yani ziyanda, hüsranda değillerdir.)”
Kalb, makarr-ı imandır, imanın, inancın yerleştiği mekandır. Kalbin ıslahı, temizliği, safiyeti ancak ve ancak hakiki bir imanla mümkündür. İmansız bir kalb, katıdır, merhametsizdir, kirlidir. İman etmeden yapılan hiçbir hayır, hiçbir ibadet asla makbul değildir. Yukarıda zikri geçen sure-i celilenin meali şeriflerinden de anlaşılacağı üzere hakiki insanlık, hakiki bir iman, salih ameller, hakkı ve sabrı tavsiye ile mümkündür.
Dinler, hak din, muharref dinler (bozulmuş dinler) ve batıl dinler olmak üzere üç kısma ayrılır. Din deyince elbette akla ilk gelen İslam’dır. Bozulmuş dinler, Yahudilik ve Hıristiyanlık’tır, her ikisi de tamamen tahrif olmuş, asılları bozulmuştur. Bugün Yahudi’lerin elinde bulunan Tevrat, Hz. Musa aleyhisselam’a indirilen Tevrat değildir. Hıristiyanlar’ın elinde bulunan İncil de, Hz. İsa aleyhisselam’a indirilen İncil değildir. Dolayısıyla Yahudilik ve Hıristiyanlık aslında ilahi ve hakiki dinler iken sonradan değiştirilmiş, asılları bozulmuş ve gerçek ilahi din olma özelliklerini kaybetmişlerdir.
Diğer taraftan bir kısım kişiler ve toplumlar tarafından uydurulmuş, hiçbir ilahi niteliği olmayan inançlar vardır ki, bunların tamamı batıl, sapık inançlardır. Bâtıl dinler, Hinduizm, Brahmanizm, Budizm, Şamanizm, aya, güneşe, puta, yıldızlara tapınmak gibi batıl inançlardır ki hiçbir zaman din niteliğini taşımazlar.
İnsanlığa Allah Teala tarafından gönderilen son din ve halen yürürlükte olan tek hak din sadece İslam dinidir. Allah Teâlâ, ahir zaman nebisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem vasıtasıyla son dini, son kitabı göndermiş ve kıyamet gününe kadar uyulması gereken esasları bildirmiştir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Allah indinde hak din, İslam’dır..." (Âl-i İmran/119). "Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır." (Âl-i İmran/85). "Bugün size dininizi ikmal ettim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim, seçtim..." (Maide/3)
Yukarıda mealleri zikredilen ayeti kerimelerden de anlaşılacağı üzere, İslam dininden başka bütün dinler neshedilmiş, hükümleri kaldırılmış; İslam’dan başka hiçbir dinin, hiçbir inancın Allah Teâlâ tarafından kabul edilmeyeceği bildirilmiştir.
Artık Müslümanların yapması gereken, İslam’ı doğru bir şekilde öğrenmek, doğru bir şekilde yaşamak ve doğru bir şekilde tebliğ etmektir. Bütün bunları yaparken yalnız Allah rızasını gözetmek, ihlasla yapmaktır. Diğer insanlara düşen de kendilerine tebliğ edilen İslam esaslarını inat etmeden, nefislerine ya da şeytana uymadan; ateist, dinsiz, sapık ya da Müslüman görünen ve fakat iman kalbine yerleşmemiş münafıkların yalan yanlış telkinlerine aldanmadan benimsemek, samimiyetle iman edip Müslüman olmaktır.
İslam Dini bir kabileye, bir bölgeye gönderilmemiştir. Bilakis bütün insanlığa gönderilmiştir. Artık başka bir din de gönderilmeyecektir. Başka bir peygamber de gelmeyecektir. İnsanların din olarak, İslam’dan başka bir tercih imkanları yoktur.
Kur’an; cihanşümul bir kitap, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem; cihanşümul bir Peygamber, İslam; cihanşümul bir dindir. İslam dini, fert ve toplumların kıyamete kadar meşru bütün isteklerine, ihtiyaçlarına cevap verecek, dünya ve ahiret huzurunu, saadetini sağlayacak esasları bildirmiştir. İnsanlığın, vahşetlerden, zulümlerden, haksızlıklardan, tüm kötülüklerden kurtulup insanca yaşayabilmesi İslam’la mümkündür.
Her Müslüman’ın, öncelikle iman esaslarını hemen ardından, ibadet ve muamelatı, haram ve helalı, İslam ahlakını, beşerî münasebetlerde İslamî esasları öğrenmesi farzdır. Yapılması farz olan bir amelin, öğrenilmesi de farzdır. Mesela, namaz kılmak farzdır. Namazın nasıl kılınacağını öğrenmek de farzdır. İnanılması farz olan bir şeyi, öğrenmek de farzdır. Meselâ, Peygamberlere inanmak farzdır. Dolayısıyla peygamberler hakkında bilgi edinmek de farzdır.
Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri çeşitli ayet-i kerimelerde iman esaslarını, imanın ve İslam’ın şartlarını bildirmiştir. Nitekim Bakara suresi 177. ayet-i kerime, iman ve bir kısım ibadet ve ahlak esaslarını şöyle beyan ediyor:
"Gerçek iyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin iyiliğidir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan köle ve esirlere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekat verir, antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır."
Nisa suresi 136. ayeti kerimede de şöyle buyuruluyor:
"Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği Kitab’a iman(da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam manasıyla sapıtmıştır."
Cibril hadisi diye meşhur olan Emir’ül Mü’minin Hz. Ömer radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadis-i şerifte de iman ile İslam’ın şartları ve amelde ihsan derecesi şöyle bildirilmiştir:
Abdullah ibni Ömer radıyallahu anh şöyle dedi: "Bana babam Ömer ibni Hattab radıyallahu anh rivayet etti. Dedi ki:
Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında bulunduğumuz bir sırada aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı, ellerini de uylukları üzerine koydu ve:
- Ya Muhammed! Bana İslam’ın ne olduğunu haber ver, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: İslam; Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt’i (Kabe’yi) haccetmendir, buyurdu.
O zat: Doğru söyledin, dedi.
Babam (Hz. Ömer) dedi ki: Biz buna hayret ettik. Hem soruyor, hem de tasdik ediyordu.
O zat: Bana imandan haber ver, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: İman; Allah’a, Allah’ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, bir de kadere, hayrın da şerrin de Allah’tan olduğuna inanmandır, buyurdu.
O zat: Doğru söyledin, dedi. (Bunun üzerine) Bana ihsandan haber ver, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: İhsan; Allah’a, O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, O seni muhakkak görür buyurdu.
O zat: Bana kıyametten haber ver, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Bu meselede sorulan, sorandan daha âlim (bilgili) değildir, buyurdular.
O halde bana onun alametlerinden haber ver, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Cariyenin kendi sahibini (efendisini) doğurması ve yalınayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleri ile yarış ettiklerini görmendir, buyurdu.
Babam (Hz. Ömer) dedi ki: Bundan sonra o zat gitti. Ben bir müddet bekleyip durdum.
Nihayet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: Ya Ömer, o soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi.
Allah ve Rasûlü bilir, dedim.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Gerçekten o Cibril’di. Size dininizi öğretmeye geldi, buyurdu." (Müslim)



Yazı içeriğinin tamamı Merhum Zeki SOYAK'ın İslam Ahkamı isimli kitabından alınıp bazı kısımlarda anlaşılabilmesi amacıyla parantez içinde açıklamalar ilave edilerek hazırlanmıştır. Rabbim kendisini en güzel nimetleriyle mükafatlandırsın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.