“Muhammed Allah’ın elçisidir. O’nun beraberinde bulunanlar, inkârcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat’ta anlatılan vasıflarıdır. İncil’de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkârcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vaad etmiştir.”
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve
kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı
onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler
ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına
aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi
geniştir. Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resûlüdür, iman edenlerdir; onlar
ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.”
Muhammed (a.s.), Allah’ın peygamberi, elçisidir.
Onunla beraber olup onun safında yer alan Müslümanlar kâfirlere karşı çok şiddetli
ve sert ama kendi aralarında, birbirlerine karşı çok merhametlidirler. Müslüman
kardeşlerine karşı boyunları kıldan incedir onların. Sen onları Rabblerine rüku
ve secde ederken, Rabblerinin önünde eğilirken görürsün. Rükuları ve secdeleri,
namazları, Allah’a kullukları vardır onların. Onlar Rabblerine rüku ve secde
ederken, sadece Rabblerinden bir rıza, bir fazl, bir üstünlük arzusundadırlar.
Tüm hedefleri Rabblerinin hatırını kazanmak, Rabblerinin rızasına ermek ve
Allah’ın fazlına ve lütuflarına ulaşmaktır. Rabblerine karşı sürekli secde
halleri onların ayrımcı özellikleridir. Onların simalarında, yüzlerinde secde
eserini, secde izlerini görürsün. Hiçbir toplumda görülmeyen, hiçbir dinde
görülmeyen bu kulluk özellikleriyle onlar şereflenirler. İşte onlar böyle bir
özelliğe sahiptirler.
Rabbimiz diyor ki, “Allah ve Rasulü’nün egemenliğini
kabul eden Müslümanlar, alınlarında secde izi olan kimselerdir.” Allah
karşısında secde eden, Allah’ın emirleri karşısında hemen hiç beklemeden,
tereddüt etmeden, hiç savsaklamadan, gevşeklik göstermeden teslimiyet gösterip,
boyun büküp uygulamaya koyan kimselerdir onlar. Allah karşısında şeytan gibi
ukalalık etmeyen, büyüklük taslamayan kimselerdir onlar. Yine onlar kâfirler
karşısında onurlu, şahsiyetli, izzet ve şerefli, ama Müslümanlar karşısında da
son derece merhametli, şefkatli bir özelliğe sahip kimselerdir. İşte Müslümana
yakışan ve Allah Teala’nın biz kullarında görmek istediği tavır budur. Müslümanların
bu özellikleri sadece bu kitapta değil, daha önceki peygamberlere indirilmiş
olan kitaplarda da gündeme getirilmiştir. İşte onların örneği Tevrat’ta da
böyleydi.
İncil’deki özellikleri de şöyleydi:
Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kuvvetlenip kalınlaşmış, gövdesi
üzerine dikilmiş, çiftçilerin hoşlarına giden bir ekin gibidirler onlar. Allah
böyle yiğit kullarını çoğaltıp ayağa kaldırdıkça kâfirlerin bunlara karşı
öfkesi artıyor, kabarıyor. Böylece kâfirler çatlasınlar patlasınlar, öfke ve
gayız içine girsinler ve böylece helâk olup gitsinler diye Rabbimiz mü’minlere
böyle bir güç, böyle bir fırsat ve imkân veriyor. Düşünün, bir bitki önce
filizini, başını çıkarmış, sonra kuvvetlenmeye başlamış. Yavaş yavaş büyümeye,
kuvvetlenmeye başlamış. Kalınlaşıp kuvvetlenmiş ve gövdesi üzerinde dimdik
durabilir bir hale gelmiş. Gökyüzüne yükselen hurmalar gibi. Kökü ta yerin
altlarına kadar inen ulu çınarlar gibi. Kim ekmişse, kim dikmişse onu, onun
hoşuna gitmiş ama kâfirlerin de hoşuna gitmemiş. Şaşırıp kalmış kâfirler. “Bu
nasıl bir şey, bu nasıl bir büyüme? Birden bire bu nasıl bir gelişme? Biz bunun
bu kadar kısa bir zamanda bu kadar büyüyeceğini hiç hesap etmemiştik. Mekke’de
diyorduk, Medine’de diyorduk. Mutlaka biz bunun başını ezeriz hesap ediyorduk.
Çöller arasında susuz kurur gider diyorduk. Ama büyüdü, yüceldi, kök saldı, gövdesi
üzerinde duracak duruma geldi ve işte tüm Arabistan yarımadasında yayılmaya
başladı bile.” Müslümanların İncil’de bahsedilen özellikleri, misâlleri de
böyledir.
Gerçekten Müslüman toprağa atılan bir
tohum gibidir. Tohum filiz çıkarır, filiz gövdeye doğru yürür, güçlenir,
kuvvetlenir de bir anda tüm dünya bakar görür ki o gövde sağlam bir hayatın,
Allah dininin egemenliği altına giriverir. Hüküm Allah’ındır, yetki O’nundur,
dilediklerini böylece yücelten sadece O’dur. Kim ki Allah’ın istediği gibi iman
eder, bu imanını da salih amellerle pratiğe döker, iman kaynaklı bir hayat
yaşarsa, hayatını bu imanıyla düzenleme kavgası içine girerse Allah onlara bir
mağfiret, bir bağış, bir merhamet ve büyük bir ücret vaad etmiştir. Allah’ın
vaadi her zaman haktır. O günkü Müslümanlar için de, günümüz Müslümanları için
de Rabbimizin vaadi haktır.
O günkü Müslümanlara bir Hudeybiye gerçekleştiren
Allah’tır, Hudeybiye’den sonra Hayber’in fethini gerçekleştiren O’dur. Daha
sonra Mekke’nin fethini müyesser kılan O’dur. Daha sonra tüm Arabistan
yarımadasının fethini, daha sonra bütün dünya şehirlerinin, Anadolu’nun fethini
gerçekleştiren yine Allah’tır. Kıyâmete kadar böyle olan Müslümanlara vaadini
gerçekleştirecek olan yine Allah’tır. Hüküm O’nundur, yetki O’nundur, irade
O’nundur. Allah ve Rasulü’nün emrettiği yolda yürüdükleri sürece dünyada daha
nice nice fetihler mü’minlerin olacaktır. Öteler âleminde de cennetler,
nîmetler, yine secdeli, rükulu, kâfirlere karşı onurlu, Müslümanlara karşı
merhametli olan Müslümanları beklemektedir. Her zaman ve her yerde hamd Allah’a
aittir.
Tevbe sûresinde Rabbimiz bunun bir benzerini şöyle
diyordu: “Onlar mü’minlere karşı alabildiğine merhametli, alabildiğine zelil,
mütevazıdırlar. Mü’min kardeşlerine karşı boyunları bükük, boyunları kıldan
incedir onların, ama kâfirlere karşı son derece onurlu, izzetli, aziz ve
şerefli bir konumları vardır. Eğer sizler Allah ve Rasulü’ne imandan, Allah ve
Rasulü’ne itaatten, Allah ve Rasulü’nün gösterdiği bir dini, bir hayat
programını yaşamaktan vazgeçerseniz, kesinlikle bilesiniz ki Allah sizi
giderir, sizin yerinize mü’minlere karşı zelil, alçak gönüllü, kâfirlere karşı
aziz ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkup çekinmeyen, Allah yolunda cihad
eden kimseleri getirir. Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.”
İşte, Rasulullah Efendimizin etrafındaki bu
özelliklere sahip yiğit Müslümanlar Allah ve Rasulü’ne, en içten, en samimi
duygularla bağlanırlarken, kendi aralarında da birbirlerine karşı çok
merhametli, çok fedâkar bir hayat yaşamaktaydılar. Kendilerinin dışındaki
kâfirlere karşı da son derece onurlu, izzetli, şerefli bir tavırla, ezilmeden,
şahsiyetli bir tutumla dimdik ayakta kalabiliyorlardı. Müslümanlıklarının izzet
ve şerefini kimseye çiğnetmiyorlardı. İşte Rabbimiz de onlardan bunu istiyordu.
Eğer bu özelliklerini bırakıp kâfirlere karşı boyunları bükük, kâfirlere karşı
izzetsiz ve şahsiyetsiz, onursuz, Müslümanlara karşı da sert, merhametsiz
olacak olurlarsa, Rabbimiz onların yerini, onlara bağışladığı izzet ve şerefini
alacak, bir başka topluma verecekti. Onun içindir ki dünya üzerindeki hiçbir
Müslüman topluluk bu din bizim tekelimizdedir, bu din bize muhtaçtır, biz
olmasaydık bu din yok olup giderdi demeye hakkının olmadığını iyi bilmelidir.
Allah Teala’nın rızasına uygun bir hayat yaşamak ve duruş sergilemek esastır.
Allah’ım! Senin sevgini, Seni sevenlerin sevgisini isteriz; Seni
sevmemize vesile olacak amel isteriz.
Allah’ım! Sevgini bize canımızdan,
ailemizden ve soğuk sudan daha tatlı ve sevimli eyle. Sen, her şeyin doğrusunu
bilirsin, biz bilemeyiz, bütün gizli şeyleri en iyi Sen bilirsin. Senden,
bildiğin tüm hayırları ister, bildiğin tüm kötülüklerden de Sana sığınırız.
Ey kalpleri
evirip çeviren Allah’ım! Kalplerimizi Sana itaat etmeye çevir ve dinin üzere
sabit kıl.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.