13 Kasım 2013 Çarşamba

Peygambere indirilene iman

   Peygamber ve mü'minler, Rabbi tarafından Peygambere indirilene iman ettiler. Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitaplarına, ve peygamberlerine iman ettiler. "Allah'ın peygamberlerini birbirinden ayırt etmeyiz; işittik ve itaat ettik. Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş ancak sanadır" dediler. (Bakara 285)

   Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği Kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz ki o, derin bir sapıklığa düşmüştür. (Nisa 136)


İslâm'ın getirdiği kapsamlı iman, Allah dininin varisi, Kıyamete kadar yeryüzünde davet görevini yürüten, kökleri zamanın derinliklerine inen, insanlık tarihi boyunca iman kervanında yol alan İslam ümmetine yakışır bir imandır. Bu iman esasları itibariyle başlangıçtan sona kadar bütün insanlığı iki gruba ayırır; müminler ve kâfirler... Allah'ın taraftarları, Şeytanın taraftarları...

İslâm'a göre Allah'a iman; düşüncenin, hayata egemen olan metodun, ahlâkın, ekonominin, dünya hayatı boyunca müminlerin yaptığı her hareketin temelidir. Allah'a iman, O'nun birliğinin ilan edilmesi, dolayısıyla insanın vicdanına ve hayatla ilgili herhangi bir konudaki tavrına her zaman tek başına O'nun egemen olması anlamına gelmektedir. Allah Teala’nın yaratma ve düzenlemede ortağı yoktur, varlık alemi ve hayat üzerindeki tasarrufuna kimse müdahale edemez. Onunla birlikte rızık veren biri olmadığı gibi O'nun bilgisi, izni ve rızası olmadan varlık aleminde küçük büyük hiçbir şey meydana gelemez. O'nun izni olmadan hiç kimse kimseye zarar ya da yarar dokunduramaz.

İnsanların vicdanları ve davranışları üzerindeki egemenlik tek başına Allah'a aittir. Buna göre şeriat (hukuk), ahlâk kuralları, toplumsal ve ekonomik düzen tek başına egemenlik sahibi olan yüce Allah'ın emirleri doğrultusunda olmalıdır. İşte Allah'a imanın anlamı budur. Artık insan; Allah'tan başka herkesin yanında özgür, Allah'ın koyduğu şeriatten kaynaklanmayan sınırlamaların bütün bağlarından sıyrılmış ve otoritesini Allah'tan almayan her gücün karşısında son derece güçlü olur.

Allah'ın meleklerine iman, insan idrakinin kendisi için hazırlanan duygu ve akli araçlarla bizzat öğrenmeye imkan bulamadığı gayb gerçeğine inanmaktır.

Allah'ın kitaplarına ve hiçbirini diğerinden ayırmadan peygamberlere iman, İslâm'ın belirttiği tarzda Allah'a iman etmenin tabii sonucudur. Allah'a iman, O'nun katından gelen şeylerin sıhhatine, gönderdiği tüm Resullerin doğruluğuna, mesajlarının dayandığı temelin birliğine ve kendilerine indirilen kitaplara inanmayı gerektirir. Müslüman peygamberler arasında fark görmez. Çünkü bir tek dinin son şekliyle bütün insanlığı Kıyamete kadar Allah'ın dinine davet etmek için gelen son Peygamber dahil tüm peygamberler, gönderildikleri toplumun durumuna uygun bir şekliyle Allah katından İslâm ile gönderilmişlerdir.

Böylece müslüman ümmet yeryüzündeki hayatını Allah'ın dini uyarınca düzenler... Müslüman ümmetin, yeryüzünde bekçisi bulunduğu, varisi olduğu iman hazinesi, insan hayatının en şerefli ve en sağlam hazinesidir. Bu hazine; hidayet, nur, bağlılık, güven, hoşnutluk, bilgi ve yakinden ibarettir. Allah'a, O'nun meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inananlar, itaat ve teslimiyetle Rabblerine yönelirler. O'na döneceklerini bilir, kusurlarının bağışlanmasını O'ndan dilerler.

İman nimetinden yoksun toplumlar, maddi konfor içinde yüzseler de açtır. Ne kadar fazla üretim yapsalar da yoksuldurlar, geniş bir özgürlük, güven ve dış barış ortamı sağlasalar da kaygılıdırlar. Bunun kanıtlarını günümüz toplumlarında açıkça görebiliriz. Elle tutulup gözle görülen gerçekleri inkâr eden hakikat düşmanlarından başkası bu gerçeği görmezlikten gelemez.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.