20 Mayıs 2015 Çarşamba

USAME ORDUSU


Usame Hz. Peygamber (sav)'in azadlı kölesi ve çok sevdiği evlatlığı Zeyd'in oğludur. O da Harise'nin oğludur. Usame'nin annesiyse Hz. Peygamber (sav)'in dadısı Ümmü Eymen'dir, Usame, Rasulullah'ın hem kendisini hem de babasını candan sevdiği çok genç bir sahabi idi. Babası Zeyd, Hz. Peygamber (say), tarafından Bizans'a karşı Mu'te savaşına gönderilen orduya komuta ederken şehid düşmüştü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) yine aynı hedefe karşı savaşmak üzere hazırlayacağı bir ordunun başına bu kez oğlunu getirmek istedi ve çok geçmeden de böyle bir ordu hazırladı.

Süvarileriyle Filistin'in güneyinde bugünkü Gazze yakınlarında bulunan Balka bölgesi üzerine yürümesini emretti. Yapılan seferberlik ilanı üzerine, halk savaşa hazırlandı ve ilk muhacirler hemen Usame ordusuna katıldılar. Bunların arasında Hz. Ömer de vardı. Bu, Hz. Peygamber (sav)'in hazırladığı son orduydu. Askerin teşkilatlanmaya çalıştığı sırada Hz. Peygamber hastalandı. Orduya katılımlar henüz devam ederken ve son nefer daha Medine'den çıkmamışken Hz. Peygamber vefat etti. Bu sebeple Usame, ordusuna hareket emri vermedi.

Hz. Ebu Bekir halife seçilip Rasulullah’ın vefatı üzerinden üç gün geçince, devlet başkanı sıfatıyla Hz. Ebu Bekir orduya, Hz. Peygamber (sav)'in tayin ettiği hedef üzerine hareket etmesi için emir verdi. Hz. Peygamber (say)'in vefatının ertesi günü öğleden sonra Hz. Ebu Bekir'in Münadisi (tebliğ memuru): "Usame’nin askerlerinden, Medine'de hiç kimse kalmasın, askerler, en kısa zamanda Curf'daki kışlaya katılsın!" diye çağrıda bulundu. Sonra Hz. Ebu Bekir, halka karşı şu konuşmayı yaptı: "Ey Nas! Ben de sizin gibi bir ferdim. Bilmiyorum ama sanırım ancak Rasulullah'ın güç yetirebildiği ağır görevleri bana yükleyecek gibisiniz. Doğrusu Hz. Muhammed (sav)'i Allah Teâla, insanlar arasından seçmiş ve O'nu afetlerden muhafaza buyurmuştu. Ben ise yeni hükümler koyacak değil, sadece konmuş bulunan hükümlere uymak zorunda olan bir kimseyim. Eğer istikametimde devam edecek olursam bana yardımcı olunuz; sapacak olursam beni doğru yola iletiniz.

Bakınız Hz. Peygamber vefat ederken en az bir kamçı darbesi ile de olsa zulmettiğine dair hiç kimse O'ndan davacı olmadı. Fakat agâh olunuz ki beni daima yoldan çıkarmak isteyen bir şeytanım vardır. O benim üzerimde etkili olduğu zaman benden sakının, ta ki ne kılınıza ne de cildinize kötülüğüm dokunmasın! Gezip dolaşıyorsunuz, ama ecelinizin ne zaman geleceğini bilemezsiniz. Eğer hayırlı bir amel işlemekteyken bu ecelin gelip çatmasını arzu ediyorsanız her zaman iyi işlerle meşgul olmaya çalışınız. Fakat bunu Allah dilemedikçe yapamazsınız. O halde daima ecelinizin beklentisi içinde olunuz tam hayırlı amellerinizin kesintiye uğradığı bir saatte gelip sizi yakalamasın.

Öyle insanlar gelip geçti ki bir gün öleceklerini hiç akıllarından hiç geçirmediler ve (kendilerini öbür dünyada mahrum bırakacak şekilde) hep başkaları hesabına çalıştılar. Sakın onlardan olmayınız! Ciddi olun, atik olun ve çabuk davranın. Ölüm daima peşinizde sizi adım adım izlemektedir ve çok süratlidir. Ölümden korunun. Babalardan, çocuklardan ve kardeşlerden ibret alın. Uğrunda canlarını feda ederek kazandıkları başarıları elde etmek için ölmüşlere imrendiğiniz gibi ancak hayatta olanlara imreniniz."

Hz. Ebu Bekir işte bu şekilde konuşmasını bitirmiş, orduyu karargahtan uğurlayarak Medine'ye dönmüştü ki komutan Usame Hz. Ömer'den şu ricada bulundu. Ona dedi ki: "Rasulullah'ın halifesine git. İzin versin, orduyu geri çevireyim. Bu seferi, şimdilik erteleyelim. Çünkü sahabilerin bütün seçkinleri ordumda bulunuyor. Bu sebeple Halifeyi bu karışık dönemde yalnız bırakmaktan endişe ediyorum."

Gerçekten askerler de, Arap yarımadasına yayılan nifak ve kabilelerin İslam’dan dönme hareketleri sebebiyle beliren tehlikeyi iyiden iyiye seziyorlardı. Bu arada ensar da Hz. Ömer'e şu ricada bulundular. Dediler ki: "Eğer (halife) bu orduyu sevketmekten muhakkak vazgeçmeyecekse, bari başımıza Usame’den daha yaşlı ve daha tecrübeli birini görevlendirip bizi öyle göndersin." Onlar bilmiyorlardı ki Ebu Bekir'in en nefret ettiği şey şartlar ne olursa olsun Hz. Peygamber (sav)'in kararını icra mevkiine koymamak, onun emrine aykırı davranmaktır.

Hz. Ömer Usame’nin emri üzerine gelerek askerin onunla ilgili görüşlerini kendisine iletti. O ise şu cevabı verdi: "Bakın! Eğer köpeklerin ve kurtların beni parçalayacaklarını bile bilsem Hz. Peygamber (sav)'in kararlaştırmış olduğu bir şeyi asla geri çevirmeyeceğim."

Bu sefer de Hz. Ömer şunu arzetmeye çalışarak dedi ki: "Ensar, tarafımdan sana tebliğ edilmek üzere başlarına Usame’den daha yaşlı ve daha tecrübeli birini görevlendirmeni istediler."

Hz. Ebu Bekir bu sözleri duyunca öyle asabı bozuldu ki yerinden fırlayarak Hz. Ömer'in sakalından tuttu ve şöyle bağırdı: "Anan ölsün be Ey Hattaboğlu! Hz. Peygamberin tayin ettiğini benim azletmemi istiyorsun ha!" Bunun üzerine Hz. Ömer hemen karargaha döndü. Asker O'na: - Ne yaptın? diye sorunca: "Defolun yolunuza devam edin! Yetim kalasınız be adamlar, sizin yüzünüzden Rasulullah'ın halifesine rezil oldum" dedi.

Sonra Hz. Ebu Bekir tekrar ordugaha gelerek askeri uyardı, onları harekete azmettirip uğurladı. Kısa bir mesafeyi askerle birlikte yürüdü. Bu sırada o yaya, Usame ise atlıydı. Abdurrahman Bin Avf da Hz. Ebu Bekir'in bineğinin dizginini tutmuş yürüyorlardı.

Usame Hz. Ebu Bekir'e: "Ey Rasulullah'ın halifesi, Allah'a yemin ederim ki ya sen de bineceksin veya ben atımdan ineceğim" diyerek tevazuunu ve ona karşı olan derin saygısını ifade etti. Ancak Hz. Ebu Bekir: "Hayır vallahi ne sen ineceksin, ne de ben binerim. Allah yolunda benim de bir saat kadar ayaklarım tozlansa ne olur sanki! Bilmelisiniz ki cihada iştirak eden bir müslümanın attığı her adım için Allah Teala O'na yediyüz hasene sevap yazar, mertebesini yediyüz derece yükseltir ve O'nun yediyüz günahını bağışlar" dedi. Sonra Usame O'na: "Hz. Ömer'i, bana yardımcı olması için görevlendirirsen çok iyi olur" diye istekte bulundu. Hz. Ebu Bekir bu isteği onayladı ve askere bir kez daha şöyle hitab etti: Ey Nas! Birazcık durun, size on tane nasihatim var. Bunları kafanızda tutmanızı tavsiye ederim:

“Hıyanet etmeyin, aşırı gitmeyin, aman dileyeni vurmayın. Vahşice öldürmeyin. Çocuk, yaşlı ve kadın öldürmeyin. Hurma ağaçlarını sakatlamayın, yakmayın. Hiç bir ağaç kesmeyin, düşmanın koyunlarını, sığır ve develerini boğazlamayın. Bazı kimselere rastlayacaksınız ki bunlar sırf kendilerini ibadete terketmiş dünyadan el etek çekerek mabedlere kapanmışlardır. Onlara dokunmayın. Bazı topluluklara rastlayacaksınız ki size sofralar çekecek çeşit çeşit yemekler ikram edeceklerdir. Bunlara karşı tedbirli olun ve Allah'ın adını andıktan sonra bunların yemeklerini yiyin. Sonra başka bir topluluğa rastlayacaksınız ki bunların kafalarının ortasını kazıyıp etrafını ise sarık gibi bırakmış olduklarını göreceksiniz. Bunları kılıçla uyarınız. Haydin bakalım, Allah'ın adıyla ileri! Allah sizi (öldürecekse) düşman kılıcıyla veya kolera ile canınızı alsın!”

Sonra Hz;. Ebu Bekir Usame’ye şu talimatı verdi: "Hz. Peygamber (sav), sana ne emretmişse öyle yap. Önce Kuzaâ diyarından başla. Sonra Abil'e gel. Hz. Peygamber (sav)'in emrettiklerinden hiç bir şey noksan bırakma ve (Onun emirlerine herhangi bir şey ilave etmediğimi görüp de) yerine geçmiş bulunmamdan dolayı şaşırma."

Bundan sonra Usame hareket etti. Zi'l-Marva ve Vadi'ye uğradıktan sonra Hz. Peygamber (sav)'in emrettiği yere kadar vardı. Süvarilerini Kuzaa Kabüesi'nin üzerine sürdü, Abil'e baskın düzenledi. Ganimetler elde etti. Gidiş dönüş hariç kırk gün içinde ancak bu görevlerini yerine getirebildi.

Usame komutasındaki ordunun Hz. Peygamber tarafından hazırlanmış olduğu gerekçesiyle tayin edilen hedef üzerine gönderilmesi ve bunun Medine için doğurduğu yüksek tehlike ihtimaline karşı Hz. Ebu Bekir'in endişeye kapılmaması, O'nun ne kadar cesur ve sarsılmaz bir imana sahip olduğunu ve sonuç ne olursa Olsun, Hz. Peygamberin hayatında almış bulunduğu kararı yerine getirmek konusunda ne kadar ısrar ettiğini ortaya koymaktadır. Mademki Hz. Peygamber böyle emretmişti, o halde neticenin muhakkak surette hayırlı olacağına inanıyordu.


Esasen bu ordunun sefere çıkarılmasında müslümanların moralini yükseltmek, buna mukabil münafıkların ve mürtedlerin moralini çökertmek gibi Çok önemli bir amaç vardı. Bu maksad olmasaydı böylesine büyük bir ordu bu nazik dönemde Arap yarımadasının en ücra taraflarına kadar gönderilmez, böyle bir şey göze alınamazdı. Ama her şeye rağmen Medine'de uygulanan İslam nizamına karşı çıkanların ve şehri her yönden çevreleyen civardaki göçebe Arap kabilelerinin oluşturduğu tehditten hiç de çekinilmedi. Bu güçler, Müslümanlar üzerinde bir korku unsuru olmadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.