“Allah ve
Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde
başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık
bir şekilde sapmış olur.” Ahzab Suresi, 36. Ayet
Allah ve
Resûlüne iman edinceye kadar, Allah ve Resûlünü seçinceye kadar bu irademiz
elimizdedir, dilediğimizi seçebiliriz. Mü’min oluncaya kadar iki seçim hakkımız
vardır: Mü’min olmayı da, kâfir olmayı da; Allah ve Resûlünü de, Allah ve
Resûlü dışındaki bir dünyayı da seçebiliriz. Allah ve Resûlüne iman ve
teslimiyeti, Allah ve Resûlünün istediği bir hayatı yaşamayı da seçebiliriz,
keyfimize ya da başkalarının keyfine göre bir hayat yaşamayı da seçebiliriz.
Ama Allah’a ve Ahiret gününe iman ettikten, ‘ben mü’minim, ben inandım’
dedikten sonra hiç bir mü’min erkek ve kadın için Allah ve Resûlünün seçtiği
karar karşısında itiraz etme, görüş bildirme, yargılama, sorgulama hakkı
kalmamıştır. Allah ve Resûlünün alternatifi bir karara, bir hükme, bir yola
gitme hakları kalmamıştır. Allah ve Resûlü bir konuda bir hüküm vermiş, bir
hükümde bulunmuşsa o konuda, Allah ve Resûlünün karar verdiği o işte mü’min
erkek ve kadınlara seçim hakkı yoktur. Allah ve Resûlü bir konuda hüküm
vermişse artık inanmış erkek ve kadınların o konuda bir görüş belirtmeleri, bir
tercihte bulunmaları söz konusu değildir. Tercihimizi Allah ve Resûlünden yana
kullanıp müslüman olduktan sonra artık Allah ve Resûlünün bizim hakkımızda
vermiş olduğu karar dışında bir karar verme hakkımız da, yetkimiz de yoktur.
Allah ve Resûlü ne diyorsa, bizim için neyi seçmişse olduğu gibi kabul edip
teslim olmak durumundayız. Artık bu benim hoşuma gitmiyor, bunu benim mantığım
almıyor, buna benim aklım yatmıyor deme hakkımız da yetkimiz de yoktur.
Tüm
heveslerin, arzuların Resûl-i Ekrem efendimize tabi olması şarttır mü’min
olabilmek için. Bakın peygamber efendimiz, Ebu Muhammed Abdurrahman Bin Amr Bin
el As (r.a) efendimizin rivayet ettiği bir hadislerinde şöyle buyurur:
“Hiç birinizin
gönlü, arzusu, hevesi benim getirip tebliğ ettiğim şeylere tabi olmadıkça
mü’min olmuş olamazsınız.” (Buhârî)
Yine bir başka
hadislerinde Allah’ın Resûlü şöyle buyurur:
“Sizden
biriniz beni nefsinden, ailesinden, çocuklarından ve tüm insanlardan çok
sevmedikçe mü’min olamaz.” (Buhârî, İbni Mâce)
“Üç şey kimde
bulunursa, o gerçek imanın tadına ermiştir. Allah ve Resûlünü her şeyden çok
sevmesi, sevdiğini Allah için sevmesi, hidâyeti bulduktan sonra küfre
dönmekten, ateşe düşmek kadar korkması” (Ahmed İbni Hanbel Müsnedi)
Hz. Ömer
Efendimiz der ki;
“Allah ve
Resûlünün kötü gördüğü bir şeyi iyi gören mü’min değildir.”
Hz. Ali
Efendimiz de buyurur ki;
“Her kim ki
Allah ve Resûlüne muhabbet iddia ettiği halde, Allah ve Resûlüne muvafık
hareket etmezse bu iddiası batıldır.”
Müslüman kişi
seçimini baştan yapmış olup bundan sonra her işinde Allah’ın rızasının hangi
doğrultuda olduğuna bakmakla yükümlüdür. Kim ki Allah ve Resûlüne isyan eder,
Allah ve Resûlünün seçimine alternatif seçimler arayışı içine girerse o kimse
apaçık bir şekilde Allah yolundan sapmış ve sapıtmış demektir. Allah ve
Resûlüne inandığını iddia ettikten sonra, Allah ve Resûlünü tercih edip
müslüman olduktan sonra kim ki Allah ve Resûlüne isyan ederse artık o, net bir
şekilde İslâm’dan uzaklaşmış demektir. Rabbimiz işte bu âyetiyle uyarıyor ki;
ben müslümanım diyen hiçbir kimse Allah ve Resûlünün seçimine itiraz
edemeyecek, bu seçimi beğenmeyip alternatif arayışına girmeyecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.