27 Mayıs 2015 Çarşamba

Seçim Yapmak

“Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.” Ahzab Suresi, 36. Ayet
Allah ve Resûlüne iman edinceye kadar, Allah ve Resûlünü seçinceye kadar bu irademiz elimizdedir, dilediğimizi seçebiliriz. Mü’min oluncaya kadar iki seçim hakkımız vardır: Mü’min olmayı da, kâfir olmayı da; Allah ve Resûlünü de, Allah ve Resûlü dışındaki bir dünyayı da seçebiliriz. Allah ve Resûlüne iman ve teslimiyeti, Allah ve Resûlünün istediği bir hayatı yaşamayı da seçebiliriz, keyfimize ya da başkalarının keyfine göre bir hayat yaşamayı da seçebiliriz. Ama Allah’a ve Ahiret gününe iman ettikten, ‘ben mü’minim, ben inandım’ dedikten sonra hiç bir mü’min erkek ve kadın için Allah ve Resûlünün seçtiği karar karşısında itiraz etme, görüş bildirme, yargılama, sorgulama hakkı kalmamıştır. Allah ve Resûlünün alternatifi bir karara, bir hükme, bir yola gitme hakları kalmamıştır. Allah ve Resûlü bir konuda bir hüküm vermiş, bir hükümde bulunmuşsa o konuda, Allah ve Resûlünün karar verdiği o işte mü’min erkek ve kadınlara seçim hakkı yoktur. Allah ve Resûlü bir konuda hüküm vermişse artık inanmış erkek ve kadınların o konuda bir görüş belirtmeleri, bir tercihte bulunmaları söz konusu değildir. Tercihimizi Allah ve Resûlünden yana kullanıp müslüman olduktan sonra artık Allah ve Resûlünün bizim hakkımızda vermiş olduğu karar dışında bir karar verme hakkımız da, yetkimiz de yoktur. Allah ve Resûlü ne diyorsa, bizim için neyi seçmişse olduğu gibi kabul edip teslim olmak durumundayız. Artık bu benim hoşuma gitmiyor, bunu benim mantığım almıyor, buna benim aklım yatmıyor deme hakkımız da yetkimiz de yoktur.
Tüm heveslerin, arzuların Resûl-i Ekrem efendimize tabi olması şarttır mü’min olabilmek için. Bakın peygamber efendimiz, Ebu Muhammed Abdurrahman Bin Amr Bin el As (r.a) efendimizin rivayet ettiği bir hadislerinde şöyle buyurur:
“Hiç birinizin gönlü, arzusu, hevesi benim getirip tebliğ ettiğim şeylere tabi olmadıkça mü’min olmuş olamazsınız.” (Buhârî)
Yine bir başka hadislerinde Allah’ın Resûlü şöyle buyurur:
“Sizden biriniz beni nefsinden, ailesinden, çocuklarından ve tüm insanlardan çok sevmedikçe mü’min olamaz.” (Buhârî, İbni Mâce)
“Üç şey kimde bulunursa, o gerçek imanın tadına ermiştir. Allah ve Resûlünü her şeyden çok sevmesi, sevdiğini Allah için sevmesi, hidâyeti bulduktan sonra küfre dönmekten, ateşe düşmek kadar korkması” (Ahmed İbni Hanbel Müsnedi)
Hz. Ömer Efendimiz der ki;
“Allah ve Resûlünün kötü gördüğü bir şeyi iyi gören mü’min değildir.”
Hz. Ali Efendimiz de buyurur ki;
“Her kim ki Allah ve Resûlüne muhabbet iddia ettiği halde, Allah ve Resûlüne muvafık hareket etmezse bu iddiası batıldır.”
Müslüman kişi seçimini baştan yapmış olup bundan sonra her işinde Allah’ın rızasının hangi doğrultuda olduğuna bakmakla yükümlüdür. Kim ki Allah ve Resûlüne isyan eder, Allah ve Resûlünün seçimine alternatif seçimler arayışı içine girerse o kimse apaçık bir şekilde Allah yolundan sapmış ve sapıtmış demektir. Allah ve Resûlüne inandığını iddia ettikten sonra, Allah ve Resûlünü tercih edip müslüman olduktan sonra kim ki Allah ve Resûlüne isyan ederse artık o, net bir şekilde İslâm’dan uzaklaşmış demektir. Rabbimiz işte bu âyetiyle uyarıyor ki; ben müslümanım diyen hiçbir kimse Allah ve Resûlünün seçimine itiraz edemeyecek, bu seçimi beğenmeyip alternatif arayışına girmeyecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya yazacağınız yorumların sadece yararlı eleştiri olması durumunda dikkate alınacağını bilmelisiniz. Yasa dışı bilgi, küfür, yanıltıcı, aşağılayıcı söz ve hakaret içeren yorumlar dikkate alınmayacak olup her yönüyle yorum sahibinin sorumluluğundadır.